Hürriyet

10 Aralık 2017 Pazar

korkular & şeytanlar

Kendimizi basite indirgemeyi sevmesek de alt tarafı korkular ve şeytanlardan ibaret insanlarız. Bir şeylerden korkarak önlem almaya gayret gösteriyoruz, ya da korkularımız doğrultusunda hayatımızı yaşıyoruz. 

Tanıdığım biri var, en büyük endişesi yarım kalan hayatlar. Yıllar sonra dönüp baktığı zaman keşke dememesi. Sevdiği bi kadın var; dünyalara yakmaya hazır. Dünya bu savaş ortamına hazır değil. Olduğu zaman her şey yoluna girecek diye düşünüyor. Girmese ne yazar, sevdiği var olmadıktan sonra. 

Peki sen ne düşünüyorsun ağzından her çıkan kelime için kulak zarımı ağzına dayamama rağmen, benim fikirlerime değer vermiyorsun diyen kadın? Gerçekten mi değersizsin bu kadar? Sözlerin hiç değeri yok mu? Dikkat çekmek için illa ölmek mi gerekir beraber yaşamak varken?


14 Kasım 2017 Salı

Umarım

... sonunda ortak enektarla evimize girebiliriz.

Şekillere takılma, içeriğe odaklan.

31 Ekim 2017 Salı

"Bende bir problem var"

... diyor Deniz Tekin. Buna benzer bir şeyi aslında Malt'tan dinlerdim. Bence benzer iki şarkı Malt-Yeniden ve Deniz Tekin ile başlıktaki. Sonuçta ikisi de aynı yere çıkıyor. Uzun zamandır, Soundcloud'u bıraktığımdan beridir dinlemezdim bu kadını. Sesini sevmek başka, kulak aşinalığı olması başka ama tekrar dinlememi gerektiren nöron hareketleri işlememiş işte.

Sabahtan hızlı başladı daha vapurdan. Öyle müthiş bir anlamsız gün geçti. Evimin sıcak olmasının önündeki en büyük engel olan kombinin tamire edilmeye ihtiyacı, sonunda ama sonunda çözüldü. Evimi temizleyebildim sonunda. Eşyaları torbalardan çıkardım. Her birini tek tek ütüledim, katladım, yerlerine koydum. En nihayetinde yoruldum. Bir duş almadan önce dizi izlerim, dizi izlerken de bir şeyler yerim diye standart salata malzemeleri işlerine daldım. Spotify, bilgisayarla beraber açılıyor. Eğlencesinden en ufak şüphem olmadığı birinin playlistinde "bende bir problem var" görünce, belki de evrenseldir bu problem diye düşündüm. Başkalarının şarkılarını açmam normalde, stalk gibi gelir. Stalk sevmiyorum, daha doğurusu stalk yaptığım anlaşılmamalı. Karda yürüyüp iz bırakmayı istememekle ilgili yüksek saplantılı bir tercih bu.



Bu çalarken arkadan neredeyse tüm günümü düşünme imkanım oldu, elimi kesmeden. Ortalama üstü bir filmin son sahnesi gibiydi. Tabi bu iddialı cümlenin müsebbibi Deniz Tekin'in sesiydi. Çocukluktan beri inandığım "Truman Show" konseptli oyunculuk kariyerimin çoktan aslında olmadığının farkındayım. Onların hepsi senaryo.

Dizi... Yemek... Duş...

Yarım saat önceydi, konuşacak birini bulamadığımı keşfettim duştan çıkarken. Anlatacakları vardır diye ananemi aradım. Konuştuk ettik. Sonra B planı düşündüm. Yoktu. Sıla da yoktu. Sıla nerdeydi sahi? Keşke olsaydı.

Bu vesileyle blog açıldığından beri ilk kez birinin adını geçirdim burada. Bazı tabularım feci şekilde yıkılırken hikayenin Facebook'ta "in a relationship with sb" gibi olmasından endişe ediyorum. Ya da bunun istediğim kişiyle olmamasından endişe ediyorum.

Başlarken bahsettim, kapatırken de şuraya bırakayım.



Ekim bitmeli

..ve bir daha hiç dönmemeli. (en azından 2017 yılına ait olan)

Ankara'yı sevmem. Ankara'nın sevilmelik bir şehir olduğuna inanmam. Ucuz romantizmin avam ruhlulara ait olduğuna inanırım ve ucuz Ankara romantizminin de bu altyapıyla geliştiğini düşünürüm. Ankara'yı ilk sevmemem ne zaman başladı bunu hatırlamıyorum. Ama şehrin vasatlığına dair en yoğun duygumu kesinlikle o kara dönemde hissettiğimi söyleyebilirim. Kabaca 2007-2008 dönemi.

Bir takım isimler vardır ve bu isimlere sahip olanların default güzel olması beklenir. Maalesef bu hissin başrolünde dünyanın en güzel isimlerinden birini nüfus hanesinde taşırken, içinin çirkinliği dışına vuran biri var. Tabii kendisinden bahsetmeyeceğim kısacık bile olsa. Ama biliyorum ki, şehre karşı en büyük tepkim şehrin kendisi ve sakinlerinin vasatlığını kendisi/kendileri aracılığıyla keşfetmem oldu. Her neyse, bunlar hiç önemli şeyler değil. Ama sevdiklerimi bir cehennem kuyusuna, tüm Stockholm Sendromlarına rağmen, bırakmayacağım.

Ekim, o bahsi kapatalım, başkentte başladı. Ve güzeldi. Yola kiminle çıktığına göre o mesafe keyiflenir. Ya da tam tersi. Ben keyifliydim. Ya sonra...

Sonrası gerçek anlamda panik, korku, yalnızlık, huzursuzluk, hayatın direksiyonunu kaybetme süreci. Vücudun kendisine ihanet etmesi de denebilir buna. Hala ama hala etkileri devam ediyor, belli ki edecek de. Bir süre daha acı çekmeç...

Sonsuza dek böyle gitmeyeceğini biliyorum. Birileri var, onun varlığına inanıyorum. Bu şehirde, bu yakada, bu noktada, bu kalpte. Umarım kendisi de benzer şeyleri düşünüyordur. Umarım boşaltım sistemini zorlayacağı nice yolculuklara çıkarız. Nereye gittiğimizi bilmesek de olur. 

27 Ekim 2017 Cuma

En azından hayattayız

Bu aralar pek bir evlilik mevzusu dönüyor etrafta. İçten içe öykünürken farklı sebeplerden ötürü "herkes evleniyor" varoşluğu yapmayacağım helbet, hatta hayatımda sanki bir an biraz bu fikre ılındığımı hissetmiştim ki, tam zamanında gelen yeni bilgilerle verilmiş sadakam olduğunu düşünmeye başladım.

Evliliğin "bir süredir beraberse ve birlikte yaşanıyorsa" mantıklı olması gibi bir urun hayatımdan çıktığı günlerdeyim.

Yoo dostum, evlilik düpedüz birey sikertmeymiş, aile tatminiymiş ve hatta karşı ailenin tatminiymiş. En aklı selim, "ilişkisinde kesin donuk-mekanik olur bu" dediğimiz insanların bile hayatını -en azından geleceğini- kaybettiği-bunu seçtiği- bir durummuş. Duyduklarımı aktaramıyorum, bildiklerimi dile getiremiyorum.

Hepimiz en nihayetinde yalnızız. Bu gerçeği evlilik sanrısıyla legal yollarla değiş tokuş etmek sanrıların en büyüğü olsa gerek. Marifet bu değil belki ama, yalnız ölmekten korkmuyorum. Korkmayacağım. Duygusal bir şeyler bekleme konusunda, haha evet 5 yıl önceyle aynı düşünmüyorum. Tercihim duygusal birliktelik olur tabi. İşteş olarak duygusal tabi. Sonuçta gözüne bakınca hiçbir şey görmediğin insanla zaman geçirmenin anlamsız olduğu konusunda hemfikirizdir. Bilemiyorum, önümüzü görmemiz lazım artık. 30 değilsek bile o yaşa yaklaştık ve kıyıyı bulmak lazım. Kolay gelsin.

4 Ekim 2017 Çarşamba

Çiçekler dökülüyor

Pazartesi sabahlarının bir anlamı vardı.

Hala var mı, pazartesi bu konuya nasıl bakıyor bilemiyorum. Tüm şiddetiyle sonbahar ve klasik pazartesiler döndü.

1 Ekim 2017 Pazar

Bu hissiyatı daha önce yaşamıştım

Ben kendimi düşünceli biri olarak görmüştüm. En azından ortalamanın üzerinde olduğuma inanmıştım.

Ben öyleyim de, sorun bende değil bence.

Düşünmek yok, savunmak yok. Sadece ortaya atmak var. Böyle olunca orta yerinde yangınlar çıkıyor. Belki de sanılan kişi, sanılan kişi değildir.

Düpedüz hayalim kırıldı.