Hürriyet

29 Ocak 2018 Pazartesi

Sıkı tutunun düşüyoruz!

Buraya tek tek yazarak detay  vermek isterdim ama kendime not olsun; birer birer ve hızlı bir şekilde kaybetmeye devam. Sonunda, sanırım yanımda organik kimse kalmayacak.

Bu hissi bütünüyle nisan ayını hatırlatıyor. Nisan, bir mesaj beklediğim günler...

Kişi aynı kişi.

Şans... Her zaman aynı şans...

Bir kez kaybedince, geri kazanamayacağım. Uzay boşluğu merhaba...

İmkansız.


22 Ocak 2018 Pazartesi

Elbet bir gün bitecek

Hayat aşağı doğru akıyor ve bir süreliğine diğerleriyle ortak paydada buluşamayacağım. Görüntüde (muhtemelen) kalabalık ama özünde tek başına olacağım bir savaşın başlangıcındayım.

Merhaba... 

Biri beni acilen bu kötünün beteri kabuslardan uyandırsın diye çok bekledim. Kimse yapmadı. Kimseye kızgın değilim. Başa gelecekmiş, geldi. Şimdi destekçilerin yası geçme zamanı. Bir an evvel toparlanıp kaldığımız yerden devam etmeliyiz. 

5 Ocak 2018 Cuma

Kayan dengeler

Bu tabı açtığım zaman başka bir ruh halindeydim, şimdi başka bir ruh hali. Geçen sene çok süper gitmedi. Süper gitmeyen şeyler hala devam ediyor. Yalnız süper giden şeyler de süper gitmemeye başlıyor. Tarihimin en "tekrar toparlandırmalı", "kendini iyileştirmeli" dönemine giriyorum. Sonunda yine kendimin kahramanı olacağım.

Kemerimi bağlıyorum...

Her şeyimizi daha iyi yapmaya... çınk (kadeh sesi)

10 Aralık 2017 Pazar

korkular & şeytanlar

Kendimizi basite indirgemeyi sevmesek de alt tarafı korkular ve şeytanlardan ibaret insanlarız. Bir şeylerden korkarak önlem almaya gayret gösteriyoruz, ya da korkularımız doğrultusunda hayatımızı yaşıyoruz. 

Tanıdığım biri var, en büyük endişesi yarım kalan hayatlar. Yıllar sonra dönüp baktığı zaman keşke dememesi. Sevdiği bi kadın var; dünyalara yakmaya hazır. Dünya bu savaş ortamına hazır değil. Olduğu zaman her şey yoluna girecek diye düşünüyor. Girmese ne yazar, sevdiği var olmadıktan sonra. 

Peki sen ne düşünüyorsun ağzından her çıkan kelime için kulak zarımı ağzına dayamama rağmen, benim fikirlerime değer vermiyorsun diyen kadın? Gerçekten mi değersizsin bu kadar? Sözlerin hiç değeri yok mu? Dikkat çekmek için illa ölmek mi gerekir beraber yaşamak varken?


14 Kasım 2017 Salı

Umarım

... sonunda ortak enektarla evimize girebiliriz.

Şekillere takılma, içeriğe odaklan.

31 Ekim 2017 Salı

"Bende bir problem var"

... diyor Deniz Tekin. Buna benzer bir şeyi aslında Malt'tan dinlerdim. Bence benzer iki şarkı Malt-Yeniden ve Deniz Tekin ile başlıktaki. Sonuçta ikisi de aynı yere çıkıyor. Uzun zamandır, Soundcloud'u bıraktığımdan beridir dinlemezdim bu kadını. Sesini sevmek başka, kulak aşinalığı olması başka ama tekrar dinlememi gerektiren nöron hareketleri işlememiş işte.

Sabahtan hızlı başladı daha vapurdan. Öyle müthiş bir anlamsız gün geçti. Evimin sıcak olmasının önündeki en büyük engel olan kombinin tamire edilmeye ihtiyacı, sonunda ama sonunda çözüldü. Evimi temizleyebildim sonunda. Eşyaları torbalardan çıkardım. Her birini tek tek ütüledim, katladım, yerlerine koydum. En nihayetinde yoruldum. Bir duş almadan önce dizi izlerim, dizi izlerken de bir şeyler yerim diye standart salata malzemeleri işlerine daldım. Spotify, bilgisayarla beraber açılıyor. Eğlencesinden en ufak şüphem olmadığı birinin playlistinde "bende bir problem var" görünce, belki de evrenseldir bu problem diye düşündüm. Başkalarının şarkılarını açmam normalde, stalk gibi gelir. Stalk sevmiyorum, daha doğurusu stalk yaptığım anlaşılmamalı. Karda yürüyüp iz bırakmayı istememekle ilgili yüksek saplantılı bir tercih bu.



Bu çalarken arkadan neredeyse tüm günümü düşünme imkanım oldu, elimi kesmeden. Ortalama üstü bir filmin son sahnesi gibiydi. Tabi bu iddialı cümlenin müsebbibi Deniz Tekin'in sesiydi. Çocukluktan beri inandığım "Truman Show" konseptli oyunculuk kariyerimin çoktan aslında olmadığının farkındayım. Onların hepsi senaryo.

Dizi... Yemek... Duş...

Yarım saat önceydi, konuşacak birini bulamadığımı keşfettim duştan çıkarken. Anlatacakları vardır diye ananemi aradım. Konuştuk ettik. Sonra B planı düşündüm. Yoktu. Sıla da yoktu. Sıla nerdeydi sahi? Keşke olsaydı.

Bu vesileyle blog açıldığından beri ilk kez birinin adını geçirdim burada. Bazı tabularım feci şekilde yıkılırken hikayenin Facebook'ta "in a relationship with sb" gibi olmasından endişe ediyorum. Ya da bunun istediğim kişiyle olmamasından endişe ediyorum.

Başlarken bahsettim, kapatırken de şuraya bırakayım.



Ekim bitmeli

..ve bir daha hiç dönmemeli. (en azından 2017 yılına ait olan)

Ankara'yı sevmem. Ankara'nın sevilmelik bir şehir olduğuna inanmam. Ucuz romantizmin avam ruhlulara ait olduğuna inanırım ve ucuz Ankara romantizminin de bu altyapıyla geliştiğini düşünürüm. Ankara'yı ilk sevmemem ne zaman başladı bunu hatırlamıyorum. Ama şehrin vasatlığına dair en yoğun duygumu kesinlikle o kara dönemde hissettiğimi söyleyebilirim. Kabaca 2007-2008 dönemi.

Bir takım isimler vardır ve bu isimlere sahip olanların default güzel olması beklenir. Maalesef bu hissin başrolünde dünyanın en güzel isimlerinden birini nüfus hanesinde taşırken, içinin çirkinliği dışına vuran biri var. Tabii kendisinden bahsetmeyeceğim kısacık bile olsa. Ama biliyorum ki, şehre karşı en büyük tepkim şehrin kendisi ve sakinlerinin vasatlığını kendisi/kendileri aracılığıyla keşfetmem oldu. Her neyse, bunlar hiç önemli şeyler değil. Ama sevdiklerimi bir cehennem kuyusuna, tüm Stockholm Sendromlarına rağmen, bırakmayacağım.

Ekim, o bahsi kapatalım, başkentte başladı. Ve güzeldi. Yola kiminle çıktığına göre o mesafe keyiflenir. Ya da tam tersi. Ben keyifliydim. Ya sonra...

Sonrası gerçek anlamda panik, korku, yalnızlık, huzursuzluk, hayatın direksiyonunu kaybetme süreci. Vücudun kendisine ihanet etmesi de denebilir buna. Hala ama hala etkileri devam ediyor, belli ki edecek de. Bir süre daha acı çekmeç...

Sonsuza dek böyle gitmeyeceğini biliyorum. Birileri var, onun varlığına inanıyorum. Bu şehirde, bu yakada, bu noktada, bu kalpte. Umarım kendisi de benzer şeyleri düşünüyordur. Umarım boşaltım sistemini zorlayacağı nice yolculuklara çıkarız. Nereye gittiğimizi bilmesek de olur.